Gazi Mehmet Ali Hoca

GAZİ MEHMET ALİ HOCA

Kuşca'dan bir çok genç, köyünü terk ederek Allah (C.C.) için Hz. Peygamber (S.A..V.) aşkıyla, vatanı, ailesi ve milleti için Balkan Savaşına, Birinci Cihan Savaşma, Kurtuluş Savaşma katılmıştır. Bunlardan bir kısmı şehit olmuş, bir kısmı harp gaibi olarak gelmemiştir. Bir kısmı da, gazi olarak köye dönmüştür.

Resmi olarak kayıtlara giren şehid ve gaziler olduğu gibi, resmi olarak kayıtlara girmeyen nice şehid ve gaziler de vardır.

İşte onlardan birisi de, benim adını aldığım dedem Mehmet Ali Hoca’dır. Dedemin hangi cephede veya cephelerde savaştığına dair, henüz bir bilgiye ulaşamadım.

Amcam Durmuş Ali Tekin’den aldığım kısa bilgiyi sizlerle paylaşacağım:

Amcam askerliğini Muğla’nın Milas ilçesinde yapar. Kuşcalıların hemen hemen hepsinin yaptığı gibi, askere gitmeden önce, O da başka şehirlerde çalışmaya gitmiştir. Askerden geldikte sonra da, Milas’ta çalışmaya gider ve orada evlenir. Orada ikamet etmeye başlar.

Evlendiğinde, evine burada yer alan resmini, çerçeveletip duvara asar.

Kayınpederi, duvarda asılı resmi görünce, damadına: ‘Bu resimdeki kim?’ diye sorar.

Amcam, kayınpederine: ‘Bu rahmetli babamın resmi’, diye cevap verince; kayınpederi:

“Bu bizim imamımızdı. Biz İngilizlerde esir iken, bize bir mescid açmışlardı. Burada bizim imamlığımızı, bu Mehmet Ali Hoca yapıyordu. İngilizler, kendisine çok güveniyorlardı. Esirlerden hiç birisine, tel örgüler dışına çıkma izni verilmezdi. Mehmet Ali Hoca istediği zaman, tel örgü dışına çıkıp gezip, dolaşıp geri gelirdi. Demek senin baban bizim imamımız Mehmet Ali Hoca’ydı ha…” diye hayretini, ifade eder.

Amcamın, dedem ile ilgili hatırında kalan hatıralarını sorduğumda; hatırımda pek fazla bir şey kalmadı; ama şu ikisini hiç unutmuyorum. Biliyorsun ben çok sonraları kendi kendime okuma yazma öğrendim.

Babam da Aydın, Söke taraflarına çalışmaya giderdi. Oradan köye geldiğinin birinde kendisine: ‘Baba, beni okutmadığın için; senden hakkımı soracağım, hakkımı isteyeceğim. Neden beni okutmadın?’ dediğimde, bana şu cevabı vermişti:

‘O hakkı benden sormayacaksın. O hakkı Devletten soracaksın. Beni yaban ellerde çalışmak zorunda goyan, devletten soracaksın, isteyeceksin’ demişti.

Kendisi, yine böyle bir çalışmaya gittiği, Aydın veya Söke’den hastalanıp gelmişti ve 6 ay hasta yattıktan sonra da, 1938 yılında vefat etti.

Babam’dan askerliği ile ilgili aklımda kalan sözleri ise şuydu: ‘Bu Araplar var ya; bunlara sadece Kur’an okutacaksın. Ondan sonra da, onları keseceksin.’ derdi. Babamı Araplar, kılıç ile kafasını şöyle (eliyle başının sol tarafından aşağıya, çenesinin altına doğru göstererek) yarmışlar ve öldü diye, bırakmışlar. Daha sonra İngilizler kendisini alıp, tedavi etmişler ve esir mübadelesinde memlekete dönmüş.