Hese Dayı ve Arif Mustafası

HESE DAYI ve ARİF MUSTAFASI’nın HİKÂYELERİ

Kuşçalılar bir asırdır Aydın'a, Manisa'ya giderlerdi. Orada bağ beller, pamuk çapalar, orman kırar, zeytinliklerin duvar inşaatını yaparlardı. Kuşça'dan çıkarak Kara Yahya, Pınarcık, Sopran, Sazlı, Kirli'de yatarlar, oradan Kaşaklı, Eğirdir'e varırlar. Bozkır Kaymakamlığı onlara tren indirimi için amele belgesi ile kara vagona yarı fiyatına Eğridir'de binerler. Kuşça-Eğridir arasında, dört gün yolculuk yaparlardı. Yiyecekleri ekmek ve azığı olarak dört yufka ekmeğine bir dürüm deniyordu. Dürümün arasına Afyon döğmesi, keş, pekmez öğmesi, helva, soğan, yumurta koyarlardı. Su ihtiyacını yanların da su boducu taşırlardı. Yol içinde bağ, bostanlardan canlarının çektiğince biraz sebze, meyve, kavun, karpuz, üzüm alırlardı. Büyükler, küçüklerin bu hareketlerini gördükçe mani olurlardı.

Ali Hoca Yetişen, on sekiz yaşlarında Aydın'a gitmeye başladı. Eğirdir'den Aydın Ortaklar'a bir günde varırlardı. Hayvan vagonlarına yirmi kişi civarında binerlerdi. Yorganlarını Aydın'dan alırlardı. Bitlerden dolayı, hastalanırlardı. Hastalananlar sağlık ocağında, üç beş gün yatarak tedavi olurlardı. Aydın'da "Piyan" denen, havuç gibi kırmızı ilaç yapımında kullanılan; bal yapılan maddeyi, toprağın 60-70 santimetre, toprak altından kazarak çıkarırlardı. Piyanın kilosunu, 1924'te 50 paraya kazarlardı.

Kuşçalı Arif Mustafası ile Hese Dayı'nın unutulmayacak çok hatıraları vardır. Onlardan biri, Söke'de çalışırlarken Kuşçalı 40-50 kişinin yanına, Aydınlı bir adam gelir. Bunlara şöyle sordu : "Benim atım hasta, hayvan hastalığından anlayan var mı ? dedi. Kuşçalılardan Hese Dayı (İsa Oğütçüoğlu) ve Arif Mustafası lâkaplı Mustafa Özmen, kendilerinin köyde hayvan ve insanların kırık çıkıklarını; kendi tecrübeleriyle yardım ederler, onları sararlardı. Kuşçalılar bu Aydınlının geldiğini görünce; o adama, Arif Mustafa ve Hese Dayı'yı göstererek, "Bunlar o işten anlar" dediler.

İkisi adamla birlikte, kırda hayvanı muayene ve tedaviye gittiler. Hayvanın yanına varınca, hayvanın sancılandığını anlayıp, teşhis koydular. Tedaviye başladılar. Atın sahibinden :"Biraz odun toplamasını, uzun demir çıbıklar getirmesini" istediler. O da istediklerini aldı, getirdi. Onlar, odunu yaktılar, demirleri kızarttılar. Bu kızarmış çıbıklarla, hayvanın her yanını dağladılar. Boynu, kulakları, suratı yanan hayvan acıya dayanamadı, öldü. Hayvan Ölünce sahibi, koydu gitti.  Ölen hayvanın derisini yüzdüler. Derisini çarık yapmak için, birer çifte ayırıp, deriyi parçaladılar. Bu derileri, kura çekerek aralarında paylaştılar.

Bir müddet sonra Bozkır Söğüt Akköprü mıntıkasında Kuşçalılar, yol yapımı ile uğraşıyordu. Aralarına yoldan geçen bir deveci uğradı. Sabah, bu adamın develerini çeken merkebi hastalandı. Merkebi tedavi ettirmek maksadıyla, Kuşcalıların yanına sokuldu; “İçinizde merkep hastalığından anlayan var mı?” diye sordu. Onlar da Hese Dayı ile Arif Mustafası’nı tavsiye ettiler. Onların Aydın'da bir beyin atını kurtardıklarını, senin eşeğini de kurtarsın dediler. Orada bulunanlar alaylı bir şekilde gülüştüler.